Merhaba Davetlimsiniz, Siz ve Ruhunuz!


Merhaba Davetlimsiniz, Siz ve Ruhunuz!

Merhaba, ben kırık kalemimle gönüllerinize dokunma haddini bulmuş bir mücrimim... Geçenlerde acemiliğini yaşayacağım yeni yaşıma girdim. Ve kendime hediye olarak, kendimi armağan ettim. Gel bakalım ruhum dedim, gelde oturup konuşalım seninle. Söylemek istediğim, yapmak istediğim ne varsa koydum önüme. Haa baştan da söyledim asla gocunmak yok. Zaten o da olabildiğince şeffaf ol dedi. Onu harfiyen dinledim. Anlaşmamız da şu yöndeydi, bir soru o bir soru ben soracaktım. Önce o başladı.

Mutlu olduğun yerde misin? Durakladım, afalladım. Mutlu olmadığımdan değildi elbette  bu halim. Böyle bir soru beklemediğimle alâkalı bir hâldi. Cümlem toparlanınca dökülüverdi... Evet dedim evet!

"Ne olursa olsun mutlu olmak istediğim için mutluyum". Cevabımdan tatmin olmuş olmalı ki sustu. Ve ben sordum "sen benden neler istersin, nasıl olmalıyım?"

O bana kıyasla tam aksi şekilde, kendinden çok emin tavrıyla AFFET dedi. Konuşamadım ne kadar da haklıydı. Suskunluğumu görünce devam etti. Çünkü ben çok uzaklara çoktan gitmiştim.

Kalbini mühürleyenleri, yakanları, duygularını ayazda bırakanları affet dedi. Beni daha da geriye götüren haklı ses tonuyla 'affet artık âzad et yetmez mi?' Kafamı kaldırıp onaylarcasına ona baktım. Bu bakışımdan sonra içimi okşayan sesiyle devam etti;

"Yarını hayal edemiyorsun, geçmişte daha ne kadar yaşayacaksın, ideallaerini hatırla!".

Artık ikimizde susmuştuk. Hoş başka suale hâcet yoktu, biliyorduk. Teşekkür ettim kendime ve sonrasında geçici olarak uğurladım...

Peki sen kıymetli okurum...

Yazının bu kısmına kadar geldiysen sence sen ne yapmalısın?

Cevabı çok basit. Al kendini karşına ve dertleş. En son ne zaman kendine günaydın, nasılsın dedin? Peki bulutların süzülüşünü ne zaman izledin? Vaktin yok yada aklına hiç gelmiyor değil mi?

Sen bakmasan da hareket edecek, sen günaydın demesen de gün ayacak... Ama unuttuğumuz bir ayrıntı var. Başrol oyuncusu olduğumuz bu hayat öyle şeyler yaşatıyor ki gün doğsa bile sana doğmuyor, ve asla aynı renkte olmuyor Gökkuşağı... Bunlar çok olağan nolur ütopik olarak görme. Nacizane tek istediğim kendimiz için bir şeyler yapmak, kendimizi yetiştirmek...

Hayatın en adaletli Mizan'ı olan vicdanınla hareket et, onu bir kenarda dizginleme yada verme dizginlerini başkalarının eline, gönlüne.

Eğer, böyle olursa Gökkuşağı herkes için çıkar ama herkes için aynı renkte olmaz. Yapmamız gereken tek şey kendimizi unutmamak...

Kendimizi unutmak demek geleceği de unutmak, yaşayamamak, hayal edememek demek...

Ben kendimi dinledim ve Affettim affedilmeyecekleri...

SEVGILI OKURUM, BUNLARI ÖNCE KENDI YUREGIME ARDINDAN SIZLERE YAZIYORUM...

SEVGI VE MUHABBET ILE...

Başka bir duygu aktarımında görüşmek üzere...


Beğendiniz mi? Arkadaşlarınızla Paylaşın!

Sizin Tepkiniz Nedir?

Beğen Beğen
7
Beğen
Muhteşem Muhteşem
0
Muhteşem
Üzgün Üzgün
0
Üzgün
Hahaha Hahaha
1
Hahaha

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Facebook Yorumlar